Indiana Jones ve Büyük Çember: Devler Düzeni Üzerine Profesyonel İnceleme

Indiana Jones and the Great Circle’ı oynarken birçoğumuzun aklında kalmış o gizemli demir kapı, aslında yeni bir serüvenin habercisiydi. Oyunun orijinal sürümünde ulaşamadığımız bu kapı, The Order of Giants isimli indirilebilir içeriğin (DLC) kapılarını aralıyor. İlk bakışta sadece küçük bir eklenti gibi görünse de, aslında Vatikan’ın yeraltındaki antik sırlarını çözmeye davet eden derinlemesine bir macera sunuyor. Ancak bu macera, beklentilerle gerçekliğin çakıştığı noktada oyuncuya karmaşık duygular yaşatıyor.
DLC’nin başlangıcında oyuncu, Vatikan sokaklarının dar ve gölgeli atmosferinde Peder Ricci adında genç bir din adamıyla tanışıyor. Elinde, sürekli konuşan komik ama zeki bir papağan taşıyan Ricci, Vatikan’ın altında yatan yasaklanmış bir hazine söylentisinden bahsediyor. Indiana Jones, her zamanki merakına yenik düşerek bu gizemin peşine düşüyor ve hikâye, bir anda klasik bir arkeolojik keşfe dönüşüyor. İşte tam bu noktada, oyunun temposu ile atmosferi ustalıkla birleşiyor; Vatikan’ın dini havası, yeraltı tünellerinin ürkütücü sessizliğiyle mükemmel bir tezat oluşturuyor.
Yeraltı Dünyasının Derinlikleri
Macera, Vatikan’ın merkezindeki villalardan birinde başlayan kısa bir bulmaca sekansıyla ilk ipucunu veriyor. Bu bölüm, oyuncuyu yeraltı dehlizlerine ve Cloaca Maxima olarak bilinen, dünyanın en eski kanalizasyon sistemlerinden birine götürüyor. Burada tasarlanan atmosfer öylesine etkileyici ki, dar tünellerde yankılanan su sesleri bile hikâyeye gerilim katıyor. Ancak oyunun en büyük handikapı, açık dünya hissi vadetmesine rağmen aslında oldukça dar alanlarda geçiyor olması. Farklı bölümlere geçişler kısıtlı, çevresel keşif ise minimal düzeyde tutulmuş.

Tanıtım materyallerinde Roma sokakları, Kolezyum kalıntıları ve Vatikan bahçeleri gibi dış mekânlardan bahsedilse de, bu alanların her biri oldukça küçük ve kısa süreli sahnelerden ibaret. Oyuncu, birkaç dakikalığına Roma’ya adım atıyor ama oranın zengin tarihini yeterince hissedemeden kendini yeniden loş dehlizlerde buluyor. Bu durum, birçok oyuncunun gözünde atmosferik bütünlüğü zedelese de, teknik anlamda kullanılan ışıklandırma ve ses efektleri, bu eksikliği bir ölçüde kapatıyor.
Zihni Zorlayan Bulmacalar
The Order of Giants’ın en dikkat çekici yönleri şüphesiz karmaşık ve detaylı bulmacaları. Toplamda dört ana bulmaca yer alıyor ve bu bulmacalar, ana oyundakilere kıyasla hem daha uzun soluklu hem de daha yüksek bir dikkat seviyesi gerektiriyor. Her biri tarihi temalarla ilişkilendirilmiş; bazıları eski dillerde yazılmış işaretleri çözmeyi, bazıları ise mekanik düzenekleri doğru sırayla aktif hale getirmeyi gerektiriyor. Ancak benzer yapıya sahip iki bulmacanın ardışık şekilde kullanılması, yaratıcı çeşitlilik konusunda soru işaretleri doğuruyor.

Bununla birlikte, oyunda yan görevlerin sınırlı oluşu da dikkat çekiyor. Sadece bir adet keşfedilebilir kitap, bir adet fotoğrafı çekilmesi gereken kedi gibi küçük detaylar bulunuyor. Bu tür görevlerin azlığı, oyunun tekrar oynanabilirliğini azaltıyor. Oyuncuların beklediği zengin keşif deneyimi yerini, daha çok çizgisel bir ilerleyişe bırakıyor. Ancak anlatımın derinliği ve diyaloglardaki dikkatli yazım, yine de anlatı gücünü korumayı başarıyor.
Teknik Üstünlük ve Görsel Kalite
Oyunun teknik yönleri, Bethesda kalitesini bir kez daha kanıtlar nitelikte. Ses tasarımı, atmosferik gerilimi desteklerken, özellikle yeraltı yankılarındaki detay seviyesi etkileyici. Mekân tasarımlarında kullanılan gölgelendirme teknikleri, hem PlayStation hem de PC versiyonlarında stabil bir performans sağlıyor. Grafiksel olarak yenilik barındırmasa da, Roma mimarisinin taş dokuları ve Vatikan mozaiklerinin gerçeğe yakın yansıtılması, oyuncuyu sahnenin içine çekiyor.

Hikâye bakımından The Order of Giants, ana oyunun gidişatına büyük katkı sağlamıyor. Ancak tarihi olayların, mitolojik unsurlarla harmanlanışı oyuncuya farklı bir perspektif sunuyor. Özellikle devler temasının antik dönem yazıtlarıyla ilişkilendirilişi, serinin konu işleme tarzına yeni bir boyut katıyor. Oyunun finalindeki boss dövüşü, teknik olarak beklentileri karşılıyor ve kurgusal tatmin duygusu yaratıyor. Ancak genel anlamda yeni bir bölge veya mekan beklentisi taşımayan deneyimli oyuncular için, bu eklenti ‘aynısından biraz daha fazla’ hissi uyandırmakla sınırlı kalıyor.
Sonuç: Eksikleriyle Güçlü Bir Hikâye Katmanı
The Order of Giants, her ne kadar içerik bakımından beklenen genişliği sunamasa da, hikâye anlatımı ve bulmaca tasarımı yönüyle serinin ruhunu korumayı başarıyor. Vatikan’ın gizemli atmosferinde geçen bu serüven, oyuncuya hem tarihsel bir derinlik hem de entelektüel bir meydan okuma sunuyor. Daha geniş haritalar, daha fazla yan görev ve farklı kültürel katmanlarla desteklenmiş olsaydı, çok daha unutulmaz bir deneyim olabilirdi. Ancak mevcut haliyle bile, oyuncuya özel bir tat bırakmayı başarıyor.





Ulan bu DLC’yi bekliyordum doğru ama bana biraz hayal kırıklığı oldu. O demir kapı büyük bir macera vaad ediyordu ama oyunu oynarken sadece karmaşık duygular yaşadım 🤷♂️ Biraz daha ayrıntılı ve heyecanlı olabilirdi bence. Yine de denemekte fayda var, belki senin ilgini çeker 😉 💯 reis
Hepimizin merakla beklediği o demir kapı sonunda açılıyor ha! Valla ben hep içerde neler var diye düşünürdüm, şimdi öğrenme vakti geldi xd 🕹️ Antik sırlar falan derken biraz National Geographic havası estirecek gibi. Bakalım beklentilerimizi karşılayacak mı? 🤔 yani
Ya bu kapı olayını ilk başta bizimle dalga geçiyorlar sandım, meğer DLC’miş. Ne derin bir hikaye çıkmış ortaya, Vatikan’ın yer altındaki sırlar falan dediysem daldım gittim 😅 Ama şöyle bir durum var, karmaşık duygularla oynadım doğrusu. Beklentefsane biraz yüksek tutmuş olabilirim belki 🤔!